Yazılara Geri Dön

Reklam Alanı - Yazı Başlangıcı

Psikoloji

Terapi Bizi İyileştirir mi, Yoksa Bazen Zorlaştırır mı?

Psychology Today yazısı, terapi kültürü eleştirisini daha geniş bir soruya bağlıyor: Bugünün krizleri için daha derin ve bağlama duyarlı terapiye mi ihtiyaç var?

Psychology Today 3 Temmuz 2026 3 dakika okuma
Koyu tonlarda iki terapi koltuğu, ortada yansıtıcı bir daire ve altın-mavi çizgilerle bağlanan soyut psikoterapi sahnesi.
Görsel: Temsili görsel — yapay zekâ ile efendi.sanal için üretilmiştir.

Sponsorlu Alan / Reklam

Psikoterapi son yıllarda iki zıt beklentinin arasında sıkışmış durumda. Bir yanda daha fazla insanın yardım araması, ruh sağlığı konuşmalarının görünürleşmesi ve terapinin damgalanmaktan çıkması olumlu bir kültürel değişim sayılıyor. Diğer yanda ise terapi dilinin gündelik hayatı fazla kapladığı, kırılganlığı büyüttüğü ya da insanları daha dayanıklı kılmak yerine daha savunmacı hale getirdiği iddia ediliyor. Psychology Today’de yayımlanan yazı, tam bu gerilimi soruyor: Terapi bizi daha iyi mi yapıyor, yoksa bazen daha kötü mü?

Yazının merkezinde Jonathan Alpert’in Therapy Nation kitabı etrafında dönen tartışma var. Alpert’in eleştirisi, terapi kültürünün bugünkü ruh sağlığı krizinde payı olabileceği yönünde. Psychology Today yazarı ise meseleyi daha geniş bir yerden okuyor: Sorun gerçekten “çok fazla terapi” mi, yoksa bugünün karmaşasına uygun olmayan, daralmış bir terapi anlayışı mı?

Modern Hayat Daha Fazla Ruhsal Yük Üretiyor

Yazının güçlü tarafı, terapi tartışmasını yalnızca klinik odanın içinde ele almaması. Modern hayatın temposu, politik kutuplaşma, şiddet haberleri, ekonomik belirsizlik, pandemi sonrası yalnızlık ve sürekli çevrimiçi olma hali insanların ruhsal dayanıklılığını zorluyor. Birçok kişi anlam, güvenlik, ait olma, kontrol ve tanınma ihtiyacıyla baş başa kalıyor. Bu ihtiyaçlar yalnızca bireysel hassasiyetlerin değil, dönemin sosyal atmosferinin de ürünü.

Bu bağlamda terapiye yönelmek bir zayıflık değil; çoğu zaman kişinin dağınık ve tehditkâr görünen bir dünyada yön bulma çabası. Fakat terapi bu çabaya hangi araçlarla eşlik ediyor? Yazının asıl sorusu burada başlıyor. Eğer insanın yaşadığı sorun yalnızca düşünce hatalarından veya davranış alışkanlıklarından ibaret değilse, terapi de yalnızca teknik düzeltme seti olarak kalamaz.

CBT ve DBT Yeterli mi?

Son birkaç on yılda bilişsel davranışçı terapi ve diyalektik davranış terapisi, özellikle eğitim programlarında ve ana akım klinik pratikte baskın hale geldi. Bu yaklaşımlar pek çok kişi için faydalı oldu; yapılandırılmış olmaları, ölçülebilir hedefler koymaları ve beceri kazandırmaları önemli avantajlar sağladı. Ancak Psychology Today yazısı, bu baskınlığın başka gelenekleri geri plana itmiş olabileceğini savunuyor.

Psikodinamik, varoluşçu ve hümanistik yaklaşımlar, insanın yalnızca belirti yönetimiyle değil, anlam, suçluluk, öfke, ölüm kaygısı, gölge taraflar, ilişki örüntüleri ve benlik algısıyla da uğraştığını hatırlatır. Günümüzün krizleri de çoğu zaman bu derin katmanlara dokunuyor. İnsanlar yalnızca daha az kaygılanmak istemiyor; neye dayanarak yaşayacaklarını, öfkeleriyle ne yapacaklarını, acıyı nasıl taşıyacaklarını ve başkalarıyla nasıl daha gerçek ilişkiler kuracaklarını da soruyor.

Terapinin Başarısı Tek Taraflı Değil

Yazının önemli bir uyarısı da terapinin ne olmadığıyla ilgili. Terapi bir garanti sistemi, hızlı onarım servisi veya hayattaki acıyı tamamen yok edecek bir yöntem değil. Kaynak metinde, terapi deneyen insanların yaklaşık yüzde 80’inin bunu yararlı bulduğu belirtiliyor. Bu oran terapinin etkisini küçümsememek gerektiğini gösterir. Fakat kalan alan da önemlidir: Her terapi işe yaramaz, her terapist her danışana uygun değildir, her yöntem her sorun için doğru değildir.

Psikoterapi iki kişi arasında kurulan özel bir iş birliği olarak düşünülmeli. Terapistin bilgi, etik, dikkat ve klinik sezgi getirmesi gerekir; danışanın da dürüstlük, çaba, açıklık ve sorumluluk alabilmesi. Başarısızlık bazen yöntemin, bazen terapistin, bazen ilişkinin, bazen de danışanın henüz bakmaya hazır olmadığı bir iç gerçekliğin sonucu olabilir. Bu yüzden terapiyi bütünüyle suçlamak da, onu her derde çare ilan etmek de aynı ölçüde yüzeysel kalır.

Değişim Kadar Kabul de Gerekli

Psychology Today yazısı, psikoterapinin yalnızca değişim değil kabul meselesi olduğunu vurgulayarak bitiyor. Bu, pasif teslimiyet anlamına gelmez. Daha çok kişinin hayatın acı, belirsizlik ve kayıp içeren doğasını inkâr etmeden, kendi iç dünyasını daha geniş bir bilinçle taşıyabilmesi anlamına gelir. Bazı sorunlar doğrudan çözülmez; kişinin onlarla kurduğu ilişki değişir.

Bu perspektif özellikle bugünün ruh sağlığı tartışmaları için değerli. Çünkü güncel kültür çoğu zaman iki uç arasında gidip geliyor: Ya her rahatsızlığı tedavi edilmesi gereken bir bozukluk gibi görüyor ya da kişisel gelişim diliyle herkesin kendini kolayca dönüştürebileceğini varsayıyor. Gerçek psikoterapi bu iki uçtan daha ağır, daha yavaş ve daha insani bir yerde durur.

Terapinin bizi daha iyi mi yoksa daha kötü mü yaptığı sorusunun kısa cevabı yok. Kötü terapi insanı bağımlı, savunmacı veya kendine fazla kapanık hale getirebilir. İyi terapi ise kişinin acıyı romantize etmeden taşımasına, sorumluluğu dışarıya fırlatmadan üstlenmesine ve hayatla daha dürüst bir ilişki kurmasına yardım edebilir. Sorun terapinin varlığı değil; terapinin ne kadar derin, etik, bağlama duyarlı ve gerçek insan deneyimine uygun yapıldığıdır.

Reklam Alanı - Yazı Sonu