Sponsorlu Alan / Reklam
Sokrates'in bilgeliği, huzur veren bir bilgelik değildir. Ona dönüp baktığımızda karşımızda hazır cevaplar sunan, hayatın anlamını birkaç kesin ilkeye indiren, öğrencilerine güvenli bir sistem bırakan bir düşünür bulmayız. Daha çok soru soran, verilen cevapları zorlayan, insanların kendileri hakkında kurduğu rahat cümleleri bozan bir figürle karşılaşırız. Bu yüzden Sokrates hâlâ rahatsız edicidir. Çünkü onun bilgelik anlayışı, insanın daha çok şey bildiğini sanmasını değil, neyi bilmediğini fark etmesini ister.
Bu fikir ilk bakışta mütevazı görünür. “Bilmediğini bilmek” kulağa hoş bir entelektüel erdem gibi gelir. Fakat Sokrates'te bu söz, zarif bir alçakgönüllülük ifadesinden ibaret değildir. Daha sert bir tarafı vardır. İnsanların adalet, cesaret, erdem, iyi yaşam, başarı ve mutluluk hakkında kullandıkları kelimeleri gerçekten anlayıp anlamadıklarını sınar. Böylece mesele bilgi eksikliğinden çıkar, yaşam biçimine gelir. Çünkü insan bir kavramı açıklayamıyorsa, o kavrama dayanarak yaşadığını da yeniden düşünmek zorunda kalır.
Bilgelik Bir Cevap Deposu Değil, Bir Tutumdur
Sokrates'i alışıldık bilge figürlerinden ayıran şey, bilgeliği sahip olunan bir hazine gibi görmemesidir. Birçok kültürde bilge kişi, daha çok bilen, daha derin cevaplar veren, başkalarına yön gösteren kişi olarak hayal edilir. Sokrates ise bu beklentiyi ters çevirir. Bilgelik, onda cevap stoklamakla değil, kendi düşüncesini denetlemeye açık olmakla ilgilidir.
Bu yüzden Sokratik soru sorma biçimi yalnızca bir tartışma tekniği değildir. Bir insan “Adil olmak önemlidir” dediğinde Sokrates'in sorusu şuna benzer: Adalet derken neyi kastediyorsun? Bu tanım bütün durumlarda geçerli mi? Senin davranışların bu tanımla uyumlu mu? İlk anda kolay görünen cevaplar, birkaç soru sonra çözülmeye başlar. Kişi yalnızca yanlış cevap verdiğini değil, çoğu zaman yeterince düşünmeden yaşadığını fark eder.
Bu rahatsızlık Sokrates'in felsefesinin merkezindedir. Felsefe, burada soyut bir bilgi alanı değil, insanın kendi hayatını sınaması için bir araçtır. Sokrates'in ünlü sorgulayıcı tavrı, başkalarını küçük düşürmek için değil, düşünce ile yaşam arasındaki mesafeyi görünür kılmak için işler. İnsan ne söylediğini, neye inandığını ve nasıl yaşadığını aynı anda savunmak zorunda kalır.
Rahatsız Eden Taraf: Kendini Bilmek
“Kendini bil” çağrısı bugün çoğu zaman kişisel farkındalık, içe dönüş veya sakin bir kendini tanıma önerisi gibi anlaşılır. Sokrates açısından ise kendini bilmek daha zorlu bir iştir. Kişinin arzularını, korkularını, alışkanlıklarını ve kanaatlerini sorgulaması gerekir. En önemlisi de insanın kendisi hakkında sevdiği hikâyeleri bozmayı göze alması gerekir.
Bir insan kendini adil, cesur veya özgür biri olarak görebilir. Fakat bu niteliklerin ne anlama geldiğini sormadıkça, bu öz imge kolayca bir konfora dönüşür. Sokrates'in rahatsız edici tarafı burada başlar. O, insanın kendisi hakkında kurduğu saygın anlatıların altını eşeler. Bunu yaptığı için de yalnızca bilgisizliği değil, kibri açığa çıkarır.
Bu kibir her zaman gösterişli değildir. Bazen “Ben zaten neyin doğru olduğunu biliyorum” cümlesinde saklanır. Bazen bir gruba ait olmanın verdiği güvenle gelir. Bazen çok bilgi tüketmenin gerçekten düşünmekle karıştırılmasında ortaya çıkar. Sokrates'in bilgelik anlayışı, bütün bu kolay kesinliklere mesafe koyar. Bilge kişi, hiç yanılmayan kişi değildir; yanılabilir olduğunu unutmadığı için düşünmeye devam eden kişidir.
Bugünün Bilgi Kalabalığında Sokratik Dikkat
Sokrates'in bugüne bu kadar güçlü gelmesinin nedeni, bizim de cevap bolluğu içinde yaşamamızdır. Her konuda hızlı açıklamalar, hazır pozisyonlar ve keskin hükümler üretiliyor. Bir olay yaşandığında yalnızca bilgi değil, o bilgiye eşlik eden yorum, öfke, aidiyet ve taraf baskısı da hızla dolaşıma giriyor. Böyle bir ortamda kesin konuşmak çoğu zaman düşünmekten daha ödüllendirici görünüyor.
Sokratik tavır bu hızın içine yavaşlatıcı bir soru bırakır: Bunu nereden biliyorsun? Kullandığın kavram ne anlama geliyor? Bu düşünceyi hangi gerekçeyle savunuyorsun? Karşı örnek geldiğinde fikrini değiştirebilir misin? Bu sorular sosyal medyanın, ideolojik kampların ve kişisel marka dilinin sevdiği sorular değildir. Çünkü insanı daha etkileyici görünmeye değil, daha dürüst düşünmeye zorlar.
Burada Sokrates'in değeri, herkesi kuşkucu ve kararsız yapmak değildir. Aksine, daha iyi gerekçelendirilmiş inançlara ulaşmayı mümkün kılmaktır. Sorgulama, bütün değerleri eritmek zorunda değildir. Doğru kullanıldığında, değeri olan şeyleri daha sağlam temellere oturtur. Cesaretin ne olduğunu soran kişi, cesareti değersizleştirmez; onu korkusuzluk, gösteriş veya öfke ile karıştırmamaya çalışır.
Cevapsız Kalmayı Göze Almak
Sokrates'in bilgeliği bugün hâlâ rahatsız edicidir, çünkü çoğumuz belirsizlikten hoşlanmayız. Cevapsız kalmak, eksik görünmek, fikrini askıya almak, “Bilmiyorum” demek zayıflık gibi algılanabilir. Oysa Sokratik bakışta bu, düşüncenin başlangıcıdır. İnsan, bilmediğini kabul ettiği anda öğrenmeye açık hale gelir.
Bu tavır kolay değildir. Çünkü yalnızca zihinsel değil, ahlaki bir bedeli vardır. Kişi kendi grubunun hazır cevaplarını sorguladığında yalnızlaşabilir. Kendi başarı hikâyesini sorguladığında rahatsız olabilir. Kendi öfkesinin haklılığını sınadığında daha karmaşık bir tabloyla karşılaşabilir. Sokrates'in rahatsız ediciliği, bize yalnızca düşüncelerimizi değil, düşüncelerimizle koruduğumuz kimliği de göstermesindendir.
Belki bu yüzden Sokrates, felsefe tarihinin güvenli bir başlangıç figürü olmaktan fazlasıdır. O, her çağda yeniden sorulması gereken bir soruyu temsil eder: Gerçekten biliyor muyuz, yoksa bildiğimizi sanmak bize daha mı kolay geliyor?
Bu soru bugün de canlıdır. Bilgiye erişimin artması, bilgeliğin arttığı anlamına gelmez. Daha çok veri, daha çok kanaat ve daha çok açıklama içinde insanın kendini kandırması da kolaylaşabilir. Sokrates'in mirası, bu kalabalığın ortasında düşünsel dürüstlüğü savunur. Bilgelik, her konuda konuşabilmek değil, konuşmadan önce kendini sınamayı göze almaktır.